Gri rengi. Öylesi iki rengin arasında kalmıştır ki, biri tüm renkleri görünür kılan ışık, diğeri ışığın yokluğu olan siyah rengi. Belki de bu yüzden, hayat gridir. Varlıkla yokluk arasında, yokluğu varlığına tanım kazandıran nitelikte. Ölüm olmasa hayatı bilebilir miydik, tanımlamak gerekir miydi, diyebilir miydik ki "hayat"? Ne tür bir çıkarım gerek bu sonuca ulaşmak için bilmiyoruz. Ancak tüm önermelerimiz hâlâ duyularımızla yakından ilişkili. Zincir uzamış, uzadı diye önemini mi yitirmiş "hissetmek"? Yükü arttıkça ve dibe yükseldikçe, kancası daha da önem kazanmamalı mıydı bu zincirin?
"Ne söylemek istiyorsan doğrudan söyle!" diyor zombiler. "Bizim anahtarlarımıza güven" diyorlar, kendi sandıklarımızı açmamız için. Bizim sandıklarımızı bizim anahtarlarımız açar, gururla takdim ediyoruz anahtarlarımızı. Hayır, kıymetli olsun diye de sandıklara doldurmadık. Kıymetlidir diye sandıktadır, herkese yâr olmaz bir sevgilidir. Güzelliğine emin olasınız diye kilitlerini süsledik, yalnızca açmaya yeltenenin olsun diye tek kırımlık anahtarlar verdik. Bu boş sandıklar kıymetin ta kendisidir. İçine yalnızca güzellikler doldurmaya kıyabileceğin, bedeli mukabilinde değerli sandıklardır. Yalnızca o sevgilinin parmağına takılacak yüzüktür bu, yüzük sendeyse parmağı bulmak o kadar da zor değildir. Kendin aramalısın. Sana öylece bahşedilen parmakla ne yapacaksın ki? Okyanusun derinlerinde su arayan gördün mü? Neyse tamam, bu örneği es geçiyorum. Okyanus dahi görmedin belki. Ne kadarı senin değilse, o kadarı istenebilir, senin o yüce benliğin tarafından. Ne kadarını istediğinle ise biz ilgilenmiyoruz. Ne istiyorsun? Ne istiyorsan yaratmasını bil. Çünkü okumak, daha azı değildir.
Edebi sanatlar belki de bu sebeple varlar, hem matematiksel güzelliğidir eserin, hem de söyleneni süsleyerek söze kıymet katarlar. Aynı anlama varan iki farklı cümlenin morfolojik dönüşümleri muhakkak aynı değildir.
"Beyazın 50 Tonu" diyorum. Hayat gri mi yoksa beyazın farklı tonları mı? Yoksa gri dediğimiz, beyazın farklı tonları mıdır? İkisinin de ötesinde, beyaz ne zaman beyazdır? Beyaz bir nesneye düşen gölgeyle gri doğar, ama gölgede de beyaz, beyazdır. Sanki tüm olay karşılaştırmaktan ibarettir. Karşıtı olmayanın kendisi, tanımlanamaz hâldedir.
Ve var olmak böyle bir şey. Tüm varlıklar, yoklukla varlık arasında bir seviye gibiler. Yokluğu payına varlık düşüyor bu varlıkların. Bizim kavrayışımızın kökenini oluşturan nesneler ve onların imgeleri, bu ayrımlarla var olur işte. Daha fazla sizi boğmadan birkaç şey göstereyim. Sayfanın başındaki resme geri dönün. Muhtemelen tonları aşağıdaki gibi ayırt edemediniz. Basit, ama üzerinde düşünmenizi istedim. Basit çünkü temel ama önemsiz değil.
"Ne söylemek istiyorsan doğrudan söyle!" diyor zombiler. "Bizim anahtarlarımıza güven" diyorlar, kendi sandıklarımızı açmamız için. Bizim sandıklarımızı bizim anahtarlarımız açar, gururla takdim ediyoruz anahtarlarımızı. Hayır, kıymetli olsun diye de sandıklara doldurmadık. Kıymetlidir diye sandıktadır, herkese yâr olmaz bir sevgilidir. Güzelliğine emin olasınız diye kilitlerini süsledik, yalnızca açmaya yeltenenin olsun diye tek kırımlık anahtarlar verdik. Bu boş sandıklar kıymetin ta kendisidir. İçine yalnızca güzellikler doldurmaya kıyabileceğin, bedeli mukabilinde değerli sandıklardır. Yalnızca o sevgilinin parmağına takılacak yüzüktür bu, yüzük sendeyse parmağı bulmak o kadar da zor değildir. Kendin aramalısın. Sana öylece bahşedilen parmakla ne yapacaksın ki? Okyanusun derinlerinde su arayan gördün mü? Neyse tamam, bu örneği es geçiyorum. Okyanus dahi görmedin belki. Ne kadarı senin değilse, o kadarı istenebilir, senin o yüce benliğin tarafından. Ne kadarını istediğinle ise biz ilgilenmiyoruz. Ne istiyorsun? Ne istiyorsan yaratmasını bil. Çünkü okumak, daha azı değildir.
Edebi sanatlar belki de bu sebeple varlar, hem matematiksel güzelliğidir eserin, hem de söyleneni süsleyerek söze kıymet katarlar. Aynı anlama varan iki farklı cümlenin morfolojik dönüşümleri muhakkak aynı değildir.
"Beyazın 50 Tonu" diyorum. Hayat gri mi yoksa beyazın farklı tonları mı? Yoksa gri dediğimiz, beyazın farklı tonları mıdır? İkisinin de ötesinde, beyaz ne zaman beyazdır? Beyaz bir nesneye düşen gölgeyle gri doğar, ama gölgede de beyaz, beyazdır. Sanki tüm olay karşılaştırmaktan ibarettir. Karşıtı olmayanın kendisi, tanımlanamaz hâldedir.
Ve var olmak böyle bir şey. Tüm varlıklar, yoklukla varlık arasında bir seviye gibiler. Yokluğu payına varlık düşüyor bu varlıkların. Bizim kavrayışımızın kökenini oluşturan nesneler ve onların imgeleri, bu ayrımlarla var olur işte. Daha fazla sizi boğmadan birkaç şey göstereyim. Sayfanın başındaki resme geri dönün. Muhtemelen tonları aşağıdaki gibi ayırt edemediniz. Basit, ama üzerinde düşünmenizi istedim. Basit çünkü temel ama önemsiz değil.
X W Q 9 A 1 7 K 11 CXM 917